26 Aralık 2016 Pazartesi
Şakacı (!) İnsanlar
Bazı konular vardır insanların hassas olduğu, üzerinde şaka yapılmasını istemedikleri konular. Ama maalesef çoğu insan ne bunu anlayabilir, ne de anlamak için beyinlerini yormayı göze alabilir sonra da o kişiyi kırdığımızda biz suçlu oluruz öyle mi? Ama sen beni kırdın. Sen benim hassas olduğum noktalarıma parmak bastın neden ben suçlu oldum? Anlamıyorum. İnsanların bu anlayışsızlıklarını anlayamıyorum ve sakin de kalamıyorum çünkü ben bir sabır taşı değilim. Olmaya çabalasamda değilim ve aslında olmam da gerekmiyor zaten.
15 Ekim 2016 Cumartesi
Hüzünler
Bir şeyler yazmak istiyorum. Yazsam da parmak uçarımdan dökülüverse diyorum tüm hüzünler.
İyi değilim çünkü ama sen sorarsan halimi iyi olurmuşum gibi de geliyor. Dakikalar ve saatler. Hepsi peşi sıra akıp kayboluyor zamanda. Ben bekliyorum seni her zaman olduğu gibi ama sen sormuyorsun hiçkimse gibi sende görmek istemiyorsun ruhumun kırılan dallarını ama yine de ben daha iyi oluyorum çünkü biraz da olsa dökülüvermiş oluyor parmak uçlarımdan hüzünler...
2 Eylül 2016 Cuma
İçimdeki Benler
Kafamın içinde birbiriyle bağımsız benler var. Hepsi birbirinden farklı, hepsinin bakışı, düşünüşü, istekleri farklı. Bazen sesler içinde boguluyorum. Onca sesin içinde hangisi benim sesim bilmiyorum belki de hiçbiri, belki de benim sesim sessizlik. Uzun zamandır sesini duymadığım bir bene büründüm şimdi. Soyutlamak istiyorum kendimi çevremdekilerden. Kimin ne zaman canımı yakacagi belli olmuyor çünkü. Ben üstlerine titredikce onlar bunu haketmez hale geliyorlar. Bir ben düşünüyorum sanki bu kadar herkesi peki neden ben? İşte o zaman suan sesini dinlediğim ben ağır basıyor. Biz bunu haketmiyoruz diye fisildiyor bana. Haklı da. Yalnızlığı hep sevdim kendi kendime yar oldum hep asla rahatsız olmadım bazen kaptırdım kendimi kalabalığa, başkalarına ve yine pişman oldum kalbimin kırılmasından sonra. Ama yinede hala bir önceki ben susmus degil. Boşver sen iyi ol dolma kin nefret evet kendini soyutla bir süre ama hayat kısa kırma onlar seni kirsada... şuan hangi ben ben bilmesem de tek bildiğim kendimi insanlardan soyutlayip sadece benliğimle başbaşa kalmak.
4 Mayıs 2016 Çarşamba
Hayatı Planlamak
Şu hayatta her zaman çok fazla plan yapan bir insan oldum. Çok fazla plan yapan ve en mükemmeline sahip olmak isteyen. Plan yapmakta ne kadar iyiysem, uygulamaktada bir o kadar kötüydüm. Peki bu kötüden kastım ne? Kötüden kastım, planlarımı uygulayamamanın getirdiği stres üzüntü ve çöküş anı. Bunun akabinde tekrar başa saran hırsla bezenen yeni planlar yığını. Yani bu planlama işleri benim hayatımda pekte iyi gitmedi ama bunun nedeni biraz da benimle alakalı. Bir insan bir anda tüm hayatını yaşlanacağı ana kadar planlamaya kalkarsa - en mükemmel şekilde - tabii ki yolunda gitmeyen şeyler olabilir. Bende çözümü mükemmelden vazgeçmekte ve kısa süreli havada asılı kesinliği muallakta kalan düşünceler öbeği yaratmakta buldum. Yani bir kaç ayda gerçekleşmesi gereken kısa süreli maddeler ve bolca "şöyle yapmayı düşünüyorum ama zaman ne getirir bilinmez o zaman gelsin o zaman yapar ya da yapmam yani o zaman düşünürüm. " gibi maddeler. Yani şu sıralar hayatımı tamamiyle planlamaktan vazgeçip önüme bakmaya ve daha çok anı yaşamaya karar verdim. Bu hem bana, hem hayatıma, hemde panik atağıma en iyi gelecek çözüm diye umuyorum.
Belki de kısa vadeli planlardan da vazgeçip sadece anı yaşamak gerekiyordur sonuçta plan = sorumluluk = stres = mutsuzluk ama bu da fazla sorumsuzca olmaz mı? Şimdilik en iyisi kısa vadeli planlar sanırım bakalım neler olacak :)
3 Nisan 2016 Pazar
Benim küçük kara deliğim
Kendimden korkuyorum bazı zamanlar. Bu ruh kemirici duygunun kollarıyla benliğimi sarmaladığı anlardan biri de tamda şu an. Kalbim göğüs kafesim için fazla ağırmışçasına sızlarken, içime çektiğim her bir nefes bulutu üzüntüsünü belli etmek istercesine her içime doluşunda, boğazımdaki yumrunun boyutunu arttırıyor. Derin bir nefes alıp bir yudum su içiyor ve hislerime değil bunların nedenleri üzerine konuşmak için sana geliyorum. Sana. Beni okuyor musun şu anda? Hissediyor musun? Sende yaşadın mı bunları? Yoksa bu hisler sana uğramadı mı hiç? Her şey olabilir. Cevap hepsi olabilir. Ya da hiçbiri değildir. Milyonlarca insan var etrafımızda, dünyamızda, belki de evrende. Bir insan, milyonlarca his; milyonlarca insan sonsuz hissler, düşünceler, davranışlar, reaksiyonlar, içimize gömülenler ya da yüzeye çıkıp özgürlüğüne kavuşanlar. Her şey fazla karmaşık ve çoğu zaman korkutucu. İnsanın kendisi karmaşık ve korkutucu çünkü. Bilebilir misin karşında bir su damlası kadar narin, ürkek ve masum duran birinin saniyeler içinde dünyanın en yırtıcı hayvanından daha insafsız olup olamayacağını? Emin olabilir misin? Olamazsın değil mi... Onu ne kadar tanısanda bilemezsin çünkü. Bu senin içinde geçerlidir. Evet evet senin içinde! Kendine ne kadar hakimsin aslında? Ne kadarın kendi kontrolün altında? Bazen istemediğin şeyler yapmıyor musun? Yenilmiyor musun içindeki kara deliğe? Hepimizin rahatsız olduğu, değiştirmek istediği kötü yönleri yok mudur zaten? Olmalı da... Çünkü biz insanız ve ne yazık ki bütünüyle temiz olduğumuz tek zaman aralığı olan bebeklik dönemimize dönüş için sihirli bir bilete de sahip değiliz. Kendi gözümüzde kötü olarak nitelendirdiğimiz bu davranışlara devam ediyorsak bana diyebilir misin ki bunu yapan benim. Buna karar veren benim. Bu benim. Sadece ben. Buna emin olabilir misin? Ne kadar kendine inanabilirsin? Bu içinde ki kara deliğin ürünü de olabilir. Senin küçük kara deliğin. Ben aslında kendimden değil içimde beslenen kara deliğimden korkuyorum sanırım. Evet evet öyle yapıyorum...
27 Mart 2016 Pazar
Büyüyor olmanın hissettirdikleri
Son dönemlerde ilk defa "keşke tekrar çocuk olabilsem" diye geçirdiğimi anımsıyorum aklımdan. Bulutların üzerinde, uçarı bir çocukluk geçirdiğimi söyleyemem; hatta belki de ortalamanın çok altında kalacak bir çocukluktu benim ki. Ama yine de insan büyüdükçe çocukluktan kalma bazı şeylere özlem duymaya başlıyor. Garip bir vurdumduymazlıkla yoğurulmuş benliğimizin her bir kuytu köşesi. Düşünmüyoruz geleceği, olacakları, olmayacakları, hayal kırıklıklarını, yaşanacak veya asla yaşanamayacak düşleri... Sadece yaşıyoruz işte! Karşımızda beliriveren karanlıklar 3 koca top dondurmayla gökyüzüne süzülüp bir daha yamacımıza yaklaşamayacak-mışçasına anlamsız. Bizi üzen şeyler kalbimize dokunamayacak kadar küçük, ağlamalarımız sadece daha fazla eğlence için aynı zamanda bir şekerle çözülebilecek kadar basit. Büyüdükçe üzüntüler yavaş yavaş dahada derinlerimize işlemeye, kalbimize dokunup benliğimizi esir almaya başlıyor ve o zaman anlıyoruz ki en lezzetli şeker, sonsuz top dondurma hatta sınırsız park izni bile bazı üzüntüleri geçirmeye yetmez. Belki kabuk bağlamasına yardımcı olur ama asla tamamiyle ortadan kaldırmaz. O an büyüklerin neden çocuk olmak istediği anlıyoruz. Varlığımın tüm pencereleri sonuna kadar açılmış durumda artık. Kendimi, çevremdekileri, gözümün önündekileri ve ötesindekileri büyük bir duyarlılıkla önemsiyorum. Bazen çıldırasım geliyor, boğuluyorum ama diğerleri gibi kapatamıyorum pencerelerimi öylece. Bende böyleyim işte kendi derdi kendine yetmezmiş gibi bir de diğerlerinin dertlerini kendi omzuna yükleyenlerden. Belki de bir kaç pencereyi kapatmak gerek, görmemek gerek bazı şeyleri, bencil olmak gerek birazda çocukluğumuzda ki gibi. Çocuklarda biraz bencil değil midir zaten? Belki de onları bu kadar vurdumduymaz ve mutlu yapan nedenlerden biri de bu bencilliktir. Ama hayır biz artık büyüdük ve bazı şeyleri görmek, üzülmek ve yüklenmek zorundayız çünkü artık çocuk değiliz. Olamayız, olmamalıyız da...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)