27 Mart 2016 Pazar

Büyüyor olmanın hissettirdikleri

Son dönemlerde ilk defa "keşke tekrar çocuk olabilsem" diye geçirdiğimi anımsıyorum aklımdan. Bulutların üzerinde, uçarı bir çocukluk geçirdiğimi söyleyemem; hatta belki de ortalamanın çok altında kalacak bir çocukluktu benim ki. Ama yine de insan büyüdükçe çocukluktan kalma bazı şeylere özlem duymaya başlıyor. Garip bir vurdumduymazlıkla yoğurulmuş benliğimizin her bir kuytu köşesi. Düşünmüyoruz geleceği, olacakları, olmayacakları, hayal kırıklıklarını, yaşanacak veya asla yaşanamayacak düşleri... Sadece yaşıyoruz işte! Karşımızda beliriveren karanlıklar 3 koca top dondurmayla gökyüzüne süzülüp bir daha yamacımıza yaklaşamayacak-mışçasına anlamsız. Bizi üzen şeyler kalbimize dokunamayacak kadar küçük, ağlamalarımız sadece daha fazla eğlence için aynı zamanda bir şekerle çözülebilecek kadar basit. Büyüdükçe üzüntüler yavaş yavaş dahada derinlerimize işlemeye, kalbimize dokunup benliğimizi esir almaya başlıyor ve o zaman anlıyoruz ki en lezzetli şeker, sonsuz top dondurma hatta sınırsız park izni bile bazı üzüntüleri geçirmeye yetmez. Belki kabuk bağlamasına yardımcı olur ama asla tamamiyle ortadan kaldırmaz. O an büyüklerin neden çocuk olmak istediği anlıyoruz. Varlığımın tüm pencereleri sonuna kadar açılmış durumda artık. Kendimi, çevremdekileri, gözümün önündekileri ve ötesindekileri büyük bir duyarlılıkla önemsiyorum. Bazen çıldırasım geliyor, boğuluyorum ama diğerleri gibi kapatamıyorum pencerelerimi öylece. Bende böyleyim işte kendi derdi kendine yetmezmiş gibi bir de diğerlerinin dertlerini kendi omzuna yükleyenlerden. Belki de bir kaç pencereyi kapatmak gerek, görmemek gerek bazı şeyleri, bencil olmak gerek birazda çocukluğumuzda ki gibi. Çocuklarda biraz bencil değil midir zaten? Belki de onları bu kadar vurdumduymaz ve mutlu yapan nedenlerden biri de bu bencilliktir. Ama hayır biz artık büyüdük ve bazı şeyleri görmek, üzülmek ve yüklenmek zorundayız çünkü artık çocuk değiliz. Olamayız, olmamalıyız da...